Ortadoğu coğrafyasında beklenen büyük ve derin fırtına
Küresel dengeleri tamamen altüst edecek o büyük kırılma noktası yaklaşıyor. Bölgesel aktörlerin ve uluslararası güçlerin masadaki gizli planları sonunda gün yüzüne çıkmaya başlıyor.

Uluslararası siyaset sahnesi son yılların en büyük ve en tehlikeli kırılma noktalarından birine doğru hızla ilerliyor. Küresel medyanın gündemine düşen son detaylı analizler yaklaşan fırtınanın ayak seslerini tüm dünyaya duyurmaya başladı. Bölgede uzun zamandır devam eden o sessiz ve gergin bekleyiş yerini çok daha karanlık ve karmaşık yepyeni bir diplomatik satranç oyununa bırakıyor. Stratejik güvenlik uzmanları yıllardır kapalı kapılar ardında tartışılan bazı korkutucu senaryoların artık gerçeğe dönüşme ihtimalinden endişe ediyor. Dünya başkentlerinde ardı ardına yapılan acil kriz toplantıları yaklaşan bu devasa tehlikenin ne kadar ciddiye alındığını net bir şekilde gösteriyor. Herkesin nefesini tutarak izlediği bu belirsizlik süreci sadece bölgesel güçleri değil tüm küresel ekonomik ve siyasi sistemi derinden sarsma potansiyeli taşıyor. Yakın gelecekte yaşanabilecek olası stratejik adımların tüm dünya haritasında çok kalıcı ve sarsıcı yeni izler bırakacağı açıkça görülüyor.

Avrupa Medyasında Artan Derin Güvenlik Endişeleri
Avrupa merkezli yayın organları özellikle Tahran yönetiminin atabileceği radikal adımların sonuçlarına odaklanan çok kapsamlı raporlar yayınlamaya devam ediyor. Kıta Avrupa’sının önde gelen tecrübeli gazetecileri olası bir askeri tırmanışın tüm coğrafyayı geri dönülemez büyük bir yıkıma sürükleyebileceğini sıklıkla vurguluyor. Berlin merkezli strateji enstitüleri tarafından hazırlanan son analizlerde bölgedeki bu yüksek tansiyonun doğrudan Avrupa’nın iç güvenliğini hedef alacağı iddia ediliyor. Bu karamsar tabloya göre yaşanacak herhangi bir sıcak çatışma anında ortaya çıkacak yeni göç dalgaları zengin Batı ülkelerinin sosyal dokusunu tamamen çökertebilir. Aynı zamanda böyle bir devasa krizin küresel enerji tedarik zincirlerinde yaratacağı onulmaz hasarlar dev sanayi ekonomilerini anında durma noktasına getirme riski barındırıyor. Avrupalı karar alıcılar kendi sınırlarını bu ateş çemberinden korumak adına çok acil ve son derece sert yeni sınır güvenlik önlemleri almayı tartışıyor.

Tel Aviv yönetiminin bu karmaşık denklem içerisinde alacağı tavizsiz askeri pozisyon krizin gidişatını doğrudan belirleyecek en önemli unsur olarak öne çıkıyor. Bölgedeki güvenlik kaynakları İsrail ordusunun her an önleyici ve son derece yıkıcı sürpriz saldırılar düzenleme kapasitesini tam teyakkuza geçirdiğini belirtiyor. Uzun yıllardır devam eden o meşhur gölge savaşının artık tamamen sahaya inerek çok kanlı bir bölgesel savaşa dönüşme riski masadaki en büyük tehlike olarak görülüyor. Uluslararası analistler taraflar arasındaki bu derin güvensizliğin ve aşırı silahlanma yarışının küçük bir kıvılcımla tüm coğrafyayı ateşe verebileceği konusunda kesin olarak hemfikir kalıyor. Olası bir karşılıklı ağır misilleme sürecinde sivil yerleşim alanlarının göreceği büyük zarar insanlık tarihi adına utanç verici yeni bilançolar ortaya çıkarabilir. Diplomatik arabuluculuk çabalarının bu keskin askeri irade karşısında giderek daha fazla etkisiz ve tamamen yetersiz kalması küresel barış umutlarını iyice zayıflatıyor.
Bölge ülkelerinin sınırları içerisinde varlık gösteren silahlı Kürt grupların bu büyük kaos ortamında nasıl bir yol izleyeceği ise apayrı bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Yabancı uzmanlar merkezi otoritelerin zayıflaması veya tamamen çökmesi durumunda bu paramiliter yapıların sahada çok daha fazla alan kazanabileceğini değerlendiriyor. Oluşacak büyük bir güç ve otorite boşluğunun haritaların sınırlarını fiilen değiştirebilecek yepyeni ve çok tehlikeli bağımsızlık arayışlarını tetikleyebileceği öngörülüyor. Sınır bölgelerindeki karmaşık ve son derece hassas demografik yapının çatışma anında hızla radikalleşebileceği ve çok kanlı etnik gerilimlere sahne olabileceği uyarısı yapılıyor. Uluslararası güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda bu yerel unsurları adeta birer vekalet gücü olarak kullanma stratejisi krizin boyutlarını çok daha karmaşık bir hale getiriyor. Söz konusu grupların muhtemel ittifak arayışları bölgedeki köklü ve devasa komşu devletlerin ulusal güvenlik sınırlarını doğrudan ve açıktan tehdit etme potansiyelini barındırıyor.

Bölgesel Aktörlerin Zorlu Diplomatik Sınavı
Ortadoğu’nun hemen kalbinde yer alan ve köklü devlet geleneğine sahip olan Ankara yönetiminin bu büyük krizdeki duruşu tüm dünyanın yakın takibi altında bulunuyor. Anadolu coğrafyasının bu güçlü temsilcisi sınırlarının hemen dibinde patlak verecek bir yangından kendi ulusal çıkarlarını korumak için çok hassas politikalar yürütmek zorunda kalacaktır. Batılı yorumcular bu kilit bölge ülkesinin askeri kapasitesi ve derin stratejik aklı sayesinde dengeleri bir anda kendi lehine çevirebilecek yegane güç olduğunu açıkça kabul ediyor. Ancak mevcut mülteci yükü ve sınır güvenliği endişeleri başkentteki tüm siyasi ve askeri elitleri çok daha temkinli ve proaktif adımlar atmaya mecbur bırakıyor. Olası bir bölgesel savaşta tarafsız kalmanın getireceği ağır siyasi maliyetler ile sürece dahil olmanın yaratacağı askeri riskler arasında son derece zorlu bir denge kurulmaya çalışılıyor. Başkentteki kapalı kapılar ardında yapılan uzun ve yorucu milli güvenlik toplantıları yaklaşan fırtınaya karşı kusursuz bir kalkan oluşturmayı temel hedef olarak belirliyor.
Diplomatik kulislerde bu güçlü bölge ülkesinin sadece kendi sınır güvenliğiyle yetinmeyip çok daha geniş bir coğrafyada barışı sağlama misyonu üstlenebileceği de konuşuluyor. Uzun yıllara dayanan derin ve köklü uluslararası bağları sayesinde birbiriyle savaşan tarafları aynı masa etrafında toplayabilme kapasitesi sadece Anadolu coğrafyasına özgü bir yetenek olarak değerlendiriliyor. Batı ittifakı içerisindeki ağırlığı ve bölge halklarıyla olan tarihi kültürel bağları bu kritik ülkeyi barış inşası sürecinin vazgeçilmez en önemli aktörü konumuna yükseltiyor. Ne var ki sürekli değişen ve tamamen kayganlaşan bölgesel dengeler böylesi iyi niyetli uzlaştırma çabalarını çoğu zaman çıkmaza sürükleyen devasa engeller yaratmaya devam ediyor. Avrupa medyasında yayınlanan bazı yanlı analizlerin aksine bu kilit ülkenin asıl amacının sadece bölge barışını kalıcı olarak tesis etmek olduğu bağımsız gözlemciler tarafından da onaylanıyor. Sınır hatlarındaki devasa ve modern askeri yığınak tamamen olası sızıntıları ve terör eylemlerini kaynağında yok etme stratejisine dayanıyor.

Washington ve Moskova eksenli dev küresel güçlerin bu tehlikeli bölgedeki çıkarları çoğu zaman birbiriyle şiddetli bir şekilde çarpışarak krizin çözümünü imkansız hale getiriyor. Süper güçlerin kendi ulusal ve ticari ajandalarını bölge halklarının yaşam hakkından çok daha üstün tutmaları barış görüşmelerinin her seferinde hüsranla sonuçlanmasına yol açıyor. Gizli istihbarat savaşları ve örtülü operasyonlar üzerinden yürütülen bu acımasız küresel rekabet bölgedeki istikrarsızlığın en temel dış kaynağı olarak uluslararası raporlara yansıyor. Silah pazarının en büyük tedarikçisi konumundaki zengin devletlerin savaş çığlıkları atan radikal gruplara gizlice modern teçhizat sağlaması tüm insanlık adına büyük bir tehlike oluşturuyor. Ekonomik piyasalar artan bu jeopolitik riskleri çoktan kendi bünyesinde fiyatlamaya başladı ve uluslararası borsalarda eşi benzeri görülmemiş sert ve panik dolu dalgalanmalar yaşanıyor. Büyük sermaye sahiplerinin ve dev fon yöneticilerinin paralarını daha güvenli kıtalara kaydırma telaşı yaklaşan devasa küresel ekonomik krizin en belirgin habercisi sayılıyor.
Olası bir kanlı bölgesel savaşın sivil halklar üzerinde bırakacağı yıkıcı psikolojik ve fiziki tahribat uluslararası insan hakları örgütlerini şimdiden derin bir paniğe sevk etmiş durumda. Milyonlarca masum insanın en temel barınma, gıda ve temiz su ihtiyaçlarından tamamen mahrum kalarak yollara düşeceği korkunç senaryolar üzerinde acil eylem planları hazırlanıyor. Uluslararası yardım kuruluşlarının kapasitelerinin böylesi devasa bir insani krize müdahale etmekte kesinlikle yetersiz kalacağı uzmanlar tarafından açık ve net bir dille ifade ediliyor. Özellikle çocukların ve yaşlıların bu vahşi çatışma ortamında hayatta kalma mücadeleleri modern dünyanın en büyük ve en utanç verici insanlık ayıplarından biri olarak tarihe geçebilir. Yıkılan hastaneler, tahrip edilen devasa altyapı tesisleri ve kapanan eğitim kurumları bölgenin kalkınma umutlarını en az yarım asır geriye götürecek sarsıcı etkilere sahip bulunuyor. Savaşın karanlık ve soğuk yüzü her zamanki gibi yine sadece savunmasız ve günahsız sivil halkın üzerine karabasan gibi çökmeye hazırlanıyor.

Yeni İttifaklar ve Karanlık Gelecek Vizyonu
Bölge ülkeleri yaşanacak olası senaryolara karşı sadece askeri tedbirler almakla kalmıyor aynı zamanda çok sürpriz yeni ve pragmatik bölgesel ittifaklar kurmanın yollarını arıyor. Düne kadar birbirine tamamen düşman olan yönetimlerin bile ortak bir hayatta kalma içgüdüsüyle kapalı kapılar ardında gizlice el sıkışabileceği ihtimali siyasi analistleri bile şaşırtıyor. Bu ani ve keskin politika değişiklikleri bölgenin o klasik ve bilindik statükosunun artık tamamen ve geri dönülemez bir şekilde yıkılmak üzere olduğunu işaret ediyor. Dışarıdan müdahale eden süper güçlerin oluşturduğu yapay sınırlar ve dayatmalar yerini sahadaki gerçek güç dengelerine bırakarak haritaların yeniden çizilmesine neden olabilir. Yeni dönemde ayakta kalabilen yegane devletler sadece devasa ordulara sahip olanlar değil aynı zamanda en kıvrak diplomatik manevraları yapabilen vizyoner yönetimler olacaktır. Tüm bu karanlık kaos ortamından en karlı çıkacak olanların ise maalesef çatışmalardan beslenen küresel silah tüccarları olacağı acı bir gerçek olarak yüzümüze çarpıyor.

Avrupa merkezli yayın organlarının süreci sadece kendi dar güvenlik pencerelerinden okuması uluslararası kamuoyunda çok ciddi eleştirilere ve tepkilere neden olmaya başladı. Sadece sınırlarını korumaya ve kendi ekonomik refahlarını sürdürmeye odaklanan bu bencil tutum sorunun asıl ve derin köklerini tamamen görmezden gelerek sadece sonuçlarla ilgileniyor. Kıta aydınları ve bağımsız gazeteciler hükümetlerinin bu ikiyüzlü dış politikasını sert bir dille eleştirerek evrensel insan hakları normlarının açıkça ayaklar altına alındığını savunuyor. Özellikle mülteci karşıtı söylemlerin ana akım medyada bu denli rahat ve pervasızca yer bulması Avrupa’nın o çok övündüğü demokratik ve hoşgörülü değerlerinin aslında ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlıyor. Zengin başkentlerdeki siyasi elitlerin yaklaşan fırtınayı sadece uzaktan izleyebileceklerini sanmaları onların en büyük stratejik ve tarihi yanılgısı olarak değerlendiriliyor. Ortadoğu coğrafyasındaki en ufak bir sarsıntının Avrupa’nın tam kalbinde yıkıcı tsunamilere dönüşeceği gerçeği çok yakında acı bir şekilde tecrübe edilebilir.
Tahran eksenindeki iç politik gelişmelerin dış politikaya doğrudan ve sert yansımaları bölgedeki yangına adeta sürekli benzin döken ana etkenlerden biri olarak kabul ediliyor. İçerideki derin toplumsal memnuniyetsizliği ve ağır ekonomik çöküşü dışarıda yaratılacak büyük bir milli düşman algısıyla örtbas etme çabası son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Uzmanlar böylesi radikal ve saldırgan bir stratejinin uzun vadede rejimin kendi köklerini tamamen kurutacak geri döndürülemez bir siyasi intihara dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Çatışma kültüründen beslenen katı devlet aklı halkın gerçek ve haklı refah taleplerini susturmak adına kendi ülkesini çok büyük bir yıkımın eşiğine sürüklemekten kesinlikle çekinmiyor. Savaş tamtamlarının gölgesinde ezilen sessiz yığınların bu karanlık gidişata ne zaman ve nasıl bir tepki vereceği ise sürecin en büyük ve en bilinmez kapalı kutusu olmaya devam ediyor. Dış müdahalelerle değil tamamen içeriden gelebilecek ani bir kırılmanın tüm bu savaş senaryolarını bir anda tamamen boşa çıkarabileceği ihtimali her zaman masada duruyor.
İsrail içerisindeki siyasi kutuplaşmalar ve aşırı milliyetçi söylemlerin hükümet politikaları üzerindeki belirleyici baskısı barışçıl çözüm yollarını adeta tamamen tıkamış durumda. Zayıf koalisyon ortaklarının sadece kendi siyasi ömürlerini uzatmak uğruna aldıkları bu son derece sert güvenlik kararları koca bir toplumu bitmek bilmeyen uzun bir savaşa mahkum ediyor. Sürekli bir varoluşsal tehdit algısı üzerinden konsolide edilmeye çalışılan toplum uzun süreli savaş halinin getirdiği ağır psikolojik ve ekonomik travmalarla yavaş yavaş yüzleşmeye başlıyor. Yüksek askeri teknolojiye ve modern savunma sistemlerine duyulan bu körü körüne ve aşırı güven sahadaki karmaşık asimetrik tehditler karşısında bazen tamamen yetersiz kalabiliyor. Avrupa medyasında yer alan bazı objektif ve cesur analizler şiddetin sadece daha büyük bir şiddeti doğurduğunu ve kalıcı güvenliğin asla silah zoruyla sağlanamayacağını vurguluyor. Sağduyulu barış aktivistlerinin sesleri savaş çığırtkanlarının gürültülü propagandaları arasında maalesef giderek daha fazla cılızlaşıyor ve tamamen duyulmaz hale geliyor.

Diplomasinin Tükenişi ve Yaklaşan Son
Uluslararası kurumların ve özellikle Birleşmiş Milletler sisteminin bu devasa kriz karşısındaki derin felci küresel barış mimarisinin tamamen çöktüğünü en açık haliyle belgeliyor. Alınan hiçbir bağlayıcı kararın sahada en ufak bir karşılığının olmaması bu devasa kurumların artık sadece şekilsel birer diplomasi kulübünden ibaret kaldığını gösteriyor. Güvenlik Konseyi içerisindeki daimi üyelerin kendi bencil çıkarları uğruna kullandıkları veto hakları milyonlarca insanın acımasızca katledilmesine adeta yasal ve resmi bir kılıf hazırlıyor. Küresel adalete ve uluslararası hukuka olan inancın tamamen sıfırlandığı böylesi karanlık bir dönemde orman kanunlarının yeniden dünya siyasetine egemen olmaya başladığı açıkça görülüyor. Diplomasi kanallarının tamamen tıkanması ve diyalog köprülerinin kasıtlı olarak yıkılması sadece silahların o soğuk ve ölümcül dilini tek geçerli iletişim aracı haline getiriyor. Barış inşası için harcanması gereken milyarlarca dolarlık devasa bütçelerin daha fazla ölüm kusacak yeni nesil silahlara yatırılması insanlık aklının en büyük tutulmasıdır.

Böylesi büyük çaplı bir çatışmanın küresel ekonomi üzerinde yaratacağı şok dalgaları mevcut zayıf ekonomik sistemleri temelinden sarsarak büyük bir yıkıma uğratacaktır. Kritik enerji nakil hatlarının ve stratejik ticaret boğazlarının tamamen güvenliğini yitirmesi petrol fiyatlarında akıl almaz tarihi zirvelerin test edilmesine neden olabilir. Enflasyon sarmalıyla zaten çok zor günler geçiren gelişmekte olan ülkeler bu yeni enerji şoku karşısında tamamen iflas bayrağını çekmek zorunda kalacaklardır. Düzenli tedarik zincirlerinin kopması sadece enerji değil aynı zamanda temel gıda ve hammadde fiyatlarında da durdurulamaz astronomik artışları hızla beraberinde getirecektir. Merkez bankalarının bu çapta devasa bir arz şokuna karşı uygulayabileceği klasik ve bilindik hiçbir geçerli para politikası silahı veya kurtarma planı maalesef bulunmuyor. Küresel ticaretin kalbi sayılan devasa taşımacılık rotalarının savaş nedeniyle felç olması tüm dünya ülkelerinin milli gelirlerinde muazzam kayıplara yol açması kaçınılmazdır.
Sonuç olarak tüm bu veriler ve stratejik istihbarat raporları Ortadoğu coğrafyasının geri dönüşü olmayan son derece kritik ve çok kanlı bir eşiğe geldiğini kanıtlıyor. Masadaki tüm güçlü aktörlerin bencilce atacağı en ufak bir yanlış adım sadece kendi ülkelerinin değil tüm insanlığın ortak geleceğini devasa bir ateşe atacaktır. Sağduyunun, rasyonel düşüncenin ve barışçıl diplomasinin yerini intikam hırsı ve kör silahlanma yarışına bıraktığı bu tehlikeli dönem hepimiz için çok büyük uyarılar barındırıyor. Tarihin bu en karanlık ve zorlu kırılma anında yetkililerin alacağı her hayati karar gelecek nesillerin nasıl bir dünyada yaşayacağını kalıcı olarak belirleyecektir. Kapalı kapılar ardında yapılan o kirli pazarlıklar ve acımasız savaş planları yerini derhal şeffaf, adil ve kalıcı bir barış masasına bırakmak zorundadır. Aksi takdirde patlak verecek olan bu büyük fırtına dünyadaki hiçbir sınırı, hiçbir devleti ve hiçbir insanı bu yıkıcı felaketten ayrı tutmayacaktır.
