Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.

Ortadoğu’nun Gizli Planı ve Türkiye Üzerindeki Karanlık Oyunlar

Ortadoğu'nun gizli planı devreye mi giriyor? Türkiye üzerindeki karanlık oyunlar nasıl şekilleniyor? Yıllardır saklanan gerçekler ve bölgeyi bekleyen sarsıcı gelişmelerin tüm detayları burada.

Yıllardır üzerinde sayısız senaryo üretilen bir coğrafyanın kaderi, kapalı kapılar ardında alınan yeni kararlarla bir kez daha baştan yazılıyor. Küresel güçlerin yüzyıllık stratejileri, bölge ülkelerinin geleceğini doğrudan etkileyecek yepyeni ve sarsıcı bir boyuta taşınmak üzere.

Geçmişte yaşanan büyük yıkımların ve sınır değişikliklerinin ardındaki asıl niyetler, gün yüzüne çıkan tarihi itiraflarla yavaş yavaş netleşmeye başlıyor. Herkesin sadece izlemekle yetindiği bu devasa satranç tahtasında, aslında hiçbir hamlenin tesadüf olmadığı kanıtlanıyor. Üstelik bu akıl almaz stratejilerin hedefinde yer alan kilit ülkelerden biri olan Türkiye’nin, nasıl bir çemberin içine çekilmeye çalışıldığı artık inkar edilemez bir gerçeğe dönüşüyor. Kurulan bu devasa tuzağın detayları okuyanları şaşkına çevirecek nitelikte.

Ortadoğu'nun Gizli Planı ve Türkiye Üzerindeki Karanlık Oyunlar

BÖLGESEL DENGELERDEKİ YENİ STRATEJİLER VE KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEFLERİ

Amerika Birleşik Devletleri’nin geçmiş dönemlerdeki Ortadoğu politikası temel olarak sadece İsrail’in güvenliği ile petrol ve enerji kaynaklarının kontrolü olmak üzere iki ana amaca dayanıyordu. Ancak günümüzde bu hedefler güncellenerek; petrol ve enerji kaynaklarının kontrolü, İsrail’in güvenliği ve buna ek olarak Kürtlerin güvenliği şeklinde üç ayaklı yeni bir stratejiye dönüştü. Çünkü kurucu güçler için bölgede bir Kürdistan’ın oluşturulması, adeta ikinci bir İsrail’in var edilmesi anlamına geliyor. Nitekim Irak’ın işgalinin ardından iki bin beş yılında Irak anayasasını bizzat yazan bu süper güç, nüfusun yalnızca yüzde on beşini oluşturan Kürtlere ülkedeki egemenliğin neredeyse yüzde ellisini teslim etti.

Cumhurbaşkanlığı, dışişleri bakanlığı ve daha birçok önemli devlet makamı doğrudan bu gruba bağışlandı. Yaklaşık iki yüz bin kişilik bir Barzani Peşmerge ordusu titizlikle eğitilerek modern silahlarla donatıldı. Bu sürecin sonunda bölgeden çekilen askeri güçler, Kuzey Irak’ta tamamen kendilerine sadık bir bölge bırakarak asıl planlarının ilk tohumlarını atmış oldular.

Bu planların sadece askeri bir boyutu olmadığını, aynı zamanda inanç ve diplomasi ayağının da bulunduğunu gösteren en çarpıcı açıklama yirmi şubat iki bin yirmi altı tarihinde yapıldı. Amerika’nın İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee tarafından açıkça dillendirilen Büyük İsrail Projesi, bölgedeki asıl hedefin Nil nehrinden Fırat nehrine kadar uzanan geniş topraklar olduğunu ortaya koydu.

Ortadoğu'nun Gizli Planı ve Türkiye Üzerindeki Karanlık Oyunlar

Bu iddialı projenin temel dayanağı ise, Tevrat’ta yer alan inanca göre Tanrı’nın, İbrahim’e ve onun soyundan gelenlere bu toprakları vaat ettiği kabulüne dayanıyor. İşte tam da bu inançsal ve stratejik nedenlerden ötürü, bölgede kurulması hedeflenen yapı, söz konusu büyük projenin en önemli ve koparılamaz bir halkasını oluşturuyor. Kurulmak istenen bu yeni devletin oluşumunu sadece Amerika ve İsrail desteklemekle kalmıyor; Suudi Arabistan, Fransa ve İsveç gibi Avrupa Birliği ve NATO üyesi ülkeler de bu sürece açıkça arka çıkıyor. Zira Türkiye’nin yaklaşık dörtte birini içine alacak şekilde planlanan bu yapıyla, aslında doğrudan doğruya Türkiye’nin parçalanması amaçlanıyor.

OTORİTER REJİMLERİN DESTEKLENMESİ VE MAŞA KULLANIMININ TARİHSEL ARKA PLANI

Tarihsel süreç incelendiğinde, büyük güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederken maşa ülkeleri ve örgütleri ne kadar profesyonelce kullandıkları daha iyi anlaşılıyor. Otuz ikinci başkan Franklin D. Roosevelt’in bin dokuz yüz otuz dokuz yılında Nikaragua diktatörü için sarf ettiği, “Somoza bir diktatör olabilir ama bizim diktatörümüzdür” şeklindeki ünlü sözü, bu acımasız dış politikanın en net özetidir. Benzer şekilde bin dokuz yüz yetmiş dokuz yılında Birleşmiş Milletler büyükelçisi Kirkpatrick’in, geleneksel otoriter hükümetlerin kendi çıkarları açısından daha istikrarlı müttefikler olabileceğini belirtmesi de bugüne yansıyan bir diğer acı gerçektir. Çünkü tek bir kişi tarafından yönetilen otoriter ülkelerde, siyasi ve ekonomik yönetimi dışarıdan kontrol altında tutmak çok daha zahmetsiz ve kolay bir yöntemdir. Ulusal çıkarlar yerine kendi kişisel çıkarlarını her şeyin üstünde tutan Müslüman ülkelerdeki rejimler sayesinde, bu yıkıcı politikalar adım adım ve başarıyla uygulanıyor.

Bu maşa rejimlerin ve ülkelerin bilinçli veya bilinçsiz destekleri neticesinde Filistin neredeyse tarih sahnesinden silinme noktasına gelirken; Irak, Libya ve Suriye gibi köklü devletler tamamen dağıtıldı. Makalenin sonunda sunulan finansal verilere baktığınızda da küresel piyasalardaki bu kontrolün ekonomik yansımalarını görebilirsiniz.

Ortadoğu'nun Gizli Planı ve Türkiye Üzerindeki Karanlık Oyunlar

Bu yıkıcı müdahalelerin genellikle halklara sunulan sahte müjdelerle başlaması, uygulanan stratejinin ne kadar kurnazca kurgulandığını gözler önüne seriyor. İki bin üç yılında Irak’ın işgali sırasında halka tüm vatandaşların haklarını koruyan barışçıl ve temsili bir hükümet kurma vaadi verilmiş, ancak bu müjde sayesinde ülke parçalanarak o günden bu yana bir daha asla gün yüzü görememiştir. Aynı karanlık senaryonun bir benzeri, yirmi sekiz şubat iki bin yirmi altı tarihinde başlayan İran saldırısı sonrasında yine halka hükümetlerini geri almak için bir fırsat sunulduğu yalanıyla sahnelenmiştir.

Dış politika uzmanı Samuel Huntington’un bin dokuz yüz doksan yedi yılında itiraf ettiği gibi, bu tür süper güçler kendi iç bütünlüklerini koruyabilmek adına her zaman düşmanlara, diğer ülkelerden çok daha fazla ihtiyaç duyarlar. Özellikle son dönemlerdeki yönetimler incelendiğinde, bu savaş ihtiyacının tarihte eşi benzeri görülmemiş bir düzeye ulaştığı açıkça görülmektedir.

Başdanışman düzeyinde yapılan açıklamalar da, bir imparatorluk olarak hareket ettiklerinde kendi gerçekliklerini yarattıklarını, sıradan insanların bu gerçeği anlamaya çalışırken onların çoktan yeni gerçeklikler inşa ettiklerini kibirle vurgulamaktadır. Makalemizin en altındaki tabloda yer alan güncel altın, dolar, euro ve bitcoin verileri, bu oluşturulan yeni gerçekliklerin finansal piyasaları nasıl doğrudan şekillendirdiğini anlamak açısından önemlidir.

ILIMLI İSLAM MODELİ DAYATMASI VE ULUS DEVLETLERE YÖNELİK TEHDİTLER

Geçmişte barış masasında varlık gösterebilmek için birkaç bin ölüye ihtiyaç duyduğunu söyleyen Mussolini’nin zihniyeti, günümüzdeki küresel liderler tarafından çok daha büyük bir iştahla ve daha fazla ölüm arzusuyla devam ettiriliyor. Bu kanlı stratejilerin yanı sıra bölge ülkeleri üzerinde kültürel ve siyasi dönüşüm baskıları da aralıksız bir şekilde sürdürülüyor. Siyaset bilimcilerin sıklıkla dile getirdiği ılımlı İslam modelinin Türkiye’ye uygun olduğu tezi, ülkenin Batılı bir devlet olma ısrarından vazgeçerek İslam dünyasına sözde bir model olması için sürekli dayatılıyor.

Ortadoğu’ya verilmek istenen bu yeni biçimin temelleri, bin dokuz yüz seksen üç yılında yayımlanan Kader Üçgeni adlı kitapta yer alan ve Kudüs Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nün raporuna dayanan bilgilerle açıkça deşifre edilmiştir. Raporda net bir dille belirtildiği üzere, Ortadoğu’da ulusalcılığın ve ulusal kimliğin tamamen yok edilmesi hedeflenmekte, bunun için de bölgenin Osmanlılaştırılarak Batı çıkarlarına karşı koyacak hiçbir ulusal gücün bırakılmaması planlanmaktadır.

Tüm bu planların önündeki en tehlikeli düşman bağımsızlık tehdididir ve Ortadoğu’daki ulus devlet yapısı, bu küresel çarkların karşısındaki en büyük engeldir. İşte tam da bu bağımsız ulus devlet düşmanlığı nedeniyle Türkiye açık bir hedef haline getirilmiş ve etrafındaki sınırlar yeniden çizilmek istenmektedir.

Finansal AraçGüncel DeğerDeğişim
Dolar44,100,03 (%0,07)
Euro51,250,03 (%0,07)
Sterlin59,220,04 (%0,07)
Bitcoin69.718,281.163,71 (%1,70)
Altın7.363,658,02 (%0,11)
Faiz39,990,06 (%0,15)