Türkiye İçin Güvenlik Tehdidi Riski Var mı?
Suriye'de yeni yönetim iş başına gelse de YPG/SDG tehdidi gerçekten bitti mi? PKK'nın Suriye kökenli komutanları, on binlerce savaşçı gücü ve 30 Ocak mutabakatının kırılganlığı Türkiye'yi nasıl etkileyecek? İran savaşında PJAK'ın yükselme riski ve iç kutuplaşma uyarısı ile birlikte tarihsel dersler makalede aşama aşama ortaya konuyor.
Ortadoğu’da yaşanan hızlı değişimler Türkiye’nin ulusal güvenliğini doğrudan etkilemeye devam etmektedir. Suriye’de yeni yönetimin göreve gelmesiyle birlikte bazı kesimler güvenlik tehdidinin tamamen ortadan kalktığını öne sürmektedir. Ancak bu görüş gerçekçi olmaktan uzaktır çünkü PKK ve uzantılarının köklü bağlantıları halen canlıdır.

Tarihsel süreçte Suriye’nin PKK’yı Türkiye’ye karşı kullandığı bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda yeni dönemde de benzer risklerin devam etmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir. Halk bu gelişmeleri endişeyle izlemekte ve gelecekteki güvenlik senaryolarını merak etmektedir. Ülkenin stratejik konumu bu tür tehditlere karşı dikkatli olmayı zorunlu kılmaktadır.
Suriye’de merkezi hükümet ile SDG/YPG arasında yaşanan son gelişmeler Türk siyasetini ve kamuoyunu derinden etkilemiştir. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün hazırladığı araştırma bu yapının hezimete uğramadığını ortaya koymuştur. Araştırmacılar Burçin Yiğitaslan ve Mustafa Gül tarafından kaleme alınan rapor 30 Ocak 2026 mutabakat metnini detaylıca incelemektedir. Bu mutabakatın kalıcı barış yerine kırılgan bir çatışmasızlık anlaşması olduğu vurgulanmaktadır.
SDG/YPG’nin çekirdek Kürt gruplarının nispeten yıpranmadan çıktığı ve on binlerle ifade edilen insan gücünü koruduğu belirtilmektedir. Bu durum Türkiye için güvenlik tehdidi vasfının sürdüğünü göstermektedir.
SURİYE’DE YPG TEHDİDİNİN TARİHSEL KÖKENİ VE PKK BAĞLANTISI
Abdullah Öcalan’ın 1979 yılında Türkiye’den kaçıp Suriye askerinin kontrolündeki Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ne yerleştiği dönemde YPG’nin temeli atılmıştır. Dönemin Suriye lideri Hafız Esad Türkiye’ye karşı PKK’yı koz olarak kullanmış ve örgüte geniş alan açmıştır. Bu süreçte çok sayıda Suriyeli Kürt PKK’ya katılmış ve bölücü örgütün eylemlerinde Suriyeliler önemli rol oynamıştır. Bahoz Erdal gibi bilinen komutanlar arasında Suriyeli isimler öne çıkmıştır. Öcalan konusu Ankara ile Şam arasında ana gerginlik kaynağı olmuş ve 1998 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in TBMM konuşmasıyla örtülü savaş tehdidi ortaya konmuştur. Tankların sınır bölgesine yığılması üzerine Hafız Esad rejimi geri adım atmıştır.
Öcalan’la Suriye Devleti arasındaki ilişkiyi “Ağa” kod adlı istihbaratçı Mervan Zirki yürütmüştür. 1998’de Öcalan’a Suriye’den çıkması gerektiğini tebliğ eden de yine bu isim olmuştur. Öcalan ayrılmasına rağmen Suriye PKK arşivini Türkiye’ye teslim etmemiştir. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman ve Özel Kuvvet Komutanlığı görevlilerinden L.G. iki ülke arasındaki PKK bağlantılı sorunları çözüme kavuşturmuştur. Bu tarihsel süreç YPG/SDG yapısının PKK ile organik bağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Araştırmacılar bu bağın uluslararası platformlarda vurgulanması gerektiğini belirtmektedir. Örgütün Esad rejimi ABD Rusya İran ve IKBY ile esnek ilişkiler geliştirdiği hatırlatılmaktadır.
30 OCAK MUTABAKATININ KIRILGANLIĞI VE GÜVENLİK RİSKİ
30 Ocak 2026 mutabakatı kapsamlı görünse de kalıcı barıştan ziyade çatışmasızlık anlaşması niteliği taşımaktadır. Taraflar mutabakat maddelerini farklı ve çelişkili şekilde yorumlamaktadır. Bu durum 10 Mart mutabakatından sonraki süreçte yaşanan belirsizliği tekrarlamaktadır. SDG/YPG’nin Haseke ve Kamışlı gibi kalelerinde çekirdek gücünü koruduğu ve insan kaynağı kaybına rağmen tehdidini sürdürdüğü belirtilmektedir. Araştırmacılar Ankara’nın kontrollü bir SDG/YPG yapısını bölgesel dengeler açısından destekleme ihtimaline dikkat çekmektedir. Ancak bu yapının iç siyasi ajandalar için fırsat haline getirilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.
SDG/YPG ile PKK arasındaki organik bağ uluslararası kamuoyuna sürekli hatırlatılmalıdır. Örgütün kendi bekası için farklı aktörlerle ilişki kurma yeteneği güvenlik ekosistemini değişken kılmaktadır. Araştırmacılar üçüncü taraflarla diplomasi kanallarının işletilmesini güvenlik önlemleri kadar kritik görmektedir. Suriye’nin kuzeyindeki dengelerin her an yeniden şekillenebileceği öngörülmektedir. Bu belirsizlik karar alıcılar tarafından gözetilmelidir. Türkiye için güvenlik tehdidi vasfını koruyan yapıya karşı önleyici tedbirler alınması zorunludur.
İRAN SAVAŞI PJAK RİSKİ VE İÇ KUTUPLAŞMA UYARISI
İran’da başlayan savaşla birlikte Suriye’de SDG/YPG’nin kazandığı uluslararası meşruiyete benzer bir risk İran sahasında ortaya çıkabilir. KCK yapılanmasının İran ayağını temsil eden PJAK ve birlikte hareket ettiği unsurlar kapsamlı analiz edilmelidir. İran’da Suriye benzeri bir tablonun oluşmaması için sahada önleyici güvenlik tedbirleri güçlendirilmelidir. İran’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği Türkiye açısından temel ilke olarak korunmalıdır. Sınır hattına yakın bölgelerde otorite boşluğu oluşması halinde askeri güç kullanımından kaçınılmalıdır.
Ankara’nın kontrollü SDG/YPG varlığını desteklemesi durumunda en büyük risk iç siyasi ajandalar için fırsata dönüştürülmesidir. Küresel belirsizliklerin arttığı dönemde toplumsal kutuplaşma Türkiye için stratejik zafiyet yaratmaktadır. Siyaset yapıcılar bu kırılganlığı körükleyecek ajandalardan uzak durmalıdır. İç cephenin güçlendirilmesi ancak kutuplaşmadan uzak durmakla mümkündür. Suriye ve İran kaynaklı güvenlik riskleri Türkiye’nin dikkatli politika izlemesini zorunlu kılmaktadır. Tüm bu gelişmeler ulusal güvenliğin korunması açısından kritik önem taşımaktadır. Gelişmeler yakından takip edilmekte ve kamuoyu bilgilendirilmektedir.