10 Yıllık Kadın Cinayetleri Kemik ve İzmaritle Aydınlatıldı
On yıl önce İstanbul’da işlenen iki kadının gizemli cinayeti, Bolu ormanlarında bulunan kemik parçaları ve eski bir sigara izmariti sayesinde çözüldü. Adli tıp teknolojisi ve titiz soruşturma ile failler ikinci kez tutuklandı, adaletin geç de olsa tecelli ettiği bu vaka herkesi şaşırttı.
Adalet mekanizması bazen yıllar süren bir sabır ve ileri teknolojiyle çalışır ve karanlıkta kalan olaylar birdenbire gün yüzüne çıkar. Uzun süre çözülemeyen soğuk davalar, modern forensik yöntemlerin devreye girmesiyle yeni bir boyut kazanırken, ailelerin yıllardır süren acısı da kısmen hafifleyebilir. Bu tür vakalarda delillerin en küçük parçası bile büyük bir zinciri harekete geçirir ve soruşturma ekiplerinin kararlılığıyla sonuç alınır. Özellikle yabancı uyruklu kişilerin karıştığı olaylarda uluslararası koordinasyonun önemi artar ve süreçler daha karmaşık hale gelirken, nihai başarı bilimsel kanıtların gücüyle gelir.

Bolu ili Mengen ilçesine bağlı Yumrutaş köyünde 24 Temmuz 2024 tarihinde ormanlık alanda toprağa gömülü halde bulunan kafatası ve çeşitli kemik parçaları, tam on yıllık bir sır perdesini aralamaya yetti. Jandarma Kriminal Başkanlığı ekipleri tarafından hemen incelemeye alınan bu kalıntılar, DNA analiziyle kimliklendirildi. Interpol üzerinden yurt dışındaki ailelere ulaşıldı ve İstanbul’da yaşayan yakınlarından alınan DNA örnekleriyle karşılaştırma yapıldı. Sonuç şaşırtıcıydı: Kemikler, 2016 yılından beri kayıp olarak aranan M.M. ve M.Y. isimli yabancı uyruklu iki kadına aitti.
Olayın aydınlatılmasında en kritik rolü ise 2016 yılında İstanbul’da başka bir cinayet dosyasında ele geçirilen sigara izmariti oynadı. Bu izmaritten elde edilen DNA örneği, Bolu’da bulunan kemik parçalarından alınan örneklerle tam eşleşme gösterdi. Böylece iki ayrı olay arasında doğrudan bağlantı kuruldu ve soruşturma yeni bir ivme kazandı. Jandarma Suç Araştırma Timleri (JASAT) ile Mengen İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, maktullere ait cep telefonlarının HTS kayıtlarını detaylı şekilde inceledi. Bu inceleme, zanlıların kimliklerini netleştirdi ve cinayetlerin nasıl işlendiğini adım adım ortaya çıkardı.
Soruşturma sonucunda M.M. ve M.Y.’nin, F.Y. ve Y.D. isimli şahıslar tarafından tasarlayarak kasten öldürüldüğü belirlendi. Kadınlar İstanbul’da yaşamaktayken öldürülmüş, cesetleri ise yaklaşık 200 kilometre uzaklıktaki Bolu Mengen’deki ormanlık alana taşınarak gömülmüştü. Zanlılar F.Y. ve Y.D., bu cinayetleri 2016 yılında işlemiş ancak o dönemde başka bir “kasten öldürme” suçundan dolayı zaten hükümlü olarak cezaevinde bulunuyordu. Bu durum, olayın daha da çarpıcı hale gelmesine neden oldu çünkü failler yıllardır hapisteydi ve yeni delillerle ikinci bir cinayet dosyası daha açılmıştı.
25 Şubat 2026 tarihinde JASAT ve ilgili jandarma ekiplerince ifadeleri alınan F.Y. ve Y.D., “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan bir kez daha tutuklandı. Her iki şüpheli de Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konuldu. Jandarma Genel Komutanlığı’nın yazılı açıklamasında süreç şu şekilde özetlendi: Kemik parçalarına yapılan DNA incelemesiyle kimlikler kesinleştirildi, sigara izmariti deliliyle eşleşme sağlandı, HTS kayıtları incelendi ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile koordinasyon kuruldu. Bu kapsamlı çalışma sayesinde on yıllık dava aydınlatılmış oldu.
Olayın kronolojisi oldukça dikkat çekici. 2016 yılında İstanbul’da iki kadın birden kaybolmuştu. Aileleri uzun yıllar arama yaptı ancak sonuç alınamadı. Ta ki 2024 yazında Bolu’da bir köylünün fark etmesiyle kemik parçaları ortaya çıkana kadar. Bu keşif, adli tıp laboratuvarlarında haftalar süren analizlere yol açtı. Kemiklerden elde edilen DNA profili, hem aile örnekleriyle hem de eski sigara izmaritiyle karşılaştırıldı. Teknolojinin bu denli ilerlemesi sayesinde, yıllar önce bırakılmış bir izmaritin bugün bile suçlu tespiti yapabilmesi mümkün hale geldi.
Forensik biliminin gücü burada bir kez daha kanıtlandı. Kemik parçaları gibi bozunmuş delillerden bile tam DNA profili çıkarılabiliyor. Sigara izmariti ise tükrük kalıntıları sayesinde en güçlü biyolojik kanıtlardan biri olarak kabul ediliyor. Bu iki delilin birleşmesiyle soruşturma ekipleri, HTS kayıtlarını tarayarak zanlıların hareketlerini 2016 yılına kadar geriye doğru takip etti. Böylece kadınların İstanbul’dan Bolu’ya nasıl götürüldüğü ve cesetlerin gömülme süreci aydınlandı.
Aileler için bu gelişme hem acı hem de rahatlama kaynağı oldu. Yıllardır kayıp yakınlarının akıbetini merak eden aileler, Interpol aracılığıyla bilgilendirildi ve DNA eşleşmesiyle kesin bilgi aldı. Ancak adaletin tecellisiyle birlikte cinayetin detayları da gün yüzüne çıktıkça duygusal yükleri daha da arttı. Zanlıların başka bir cinayetten dolayı zaten cezaevinde olması, toplumda “bir kişi birden fazla suç işleyebiliyor mu” tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Jandarma ekiplerinin titiz çalışması, soğuk dava dosyalarının nasıl yeniden canlandırılabileceğini gösteriyor. Özellikle yabancı uyruklu mağdurların davalarında uluslararası işbirliği şart. Bu vakada Interpol’un devreye girmesi, sürecin hızlanmasını sağladı. JASAT timlerinin HTS analizi yeteneği ise dijital delillerin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Artık cep telefonu sinyal kayıtları, eski cinayetleri bile çözmede en önemli araçlardan biri haline geldi.
Cinayetlerin tasarlanarak işlenmesi, olayın vahşet boyutunu artırıyor. Zanlılar F.Y. ve Y.D., kadınları öldürdükten sonra cesetleri ormanlık alanda gizlemek için özel çaba sarf etmişti. Ancak doğa ve zaman, kemikleri ortaya çıkardı. 2024 Temmuz’undaki keşiften 2026 Şubat’ına kadar geçen yaklaşık 1,5 yıllık süreç, delillerin birleştirilmesi ve zanlıların ifadelerinin alınmasıyla sonuçlandı. Bu süre, adli süreçlerin ne kadar detaylı ve sabırlı yürütülmesi gerektiğini kanıtlıyor.
Toplumda bu tür olaylar, güvenlik algısını da etkiliyor. Özellikle büyük şehirlerde kaybolma vakalarının artmasıyla birlikte, emniyet ve jandarma birimlerinin soğuk dava birimlerinin önemi giderek yükseliyor. Bu vaka, küçük bir izmaritin veya bir kemik parçasının bile yıllarca saklı kalabilecek bir suçu aydınlatabileceğini göstermesi açısından ders niteliğinde. Adli tıp uzmanları, DNA teknolojisinin her geçen gün daha da geliştiğini ve gelecekte benzer dosyaların daha hızlı çözüleceğini belirtiyor.
Zanlıların mevcut hükümlülük durumları nedeniyle ikinci tutuklama kararı, hukuk sisteminde “zincirleme suç” kavramını da hatırlatıyor. Bir kişi birden fazla cinayetten yargılanabiliyor ve her suç ayrı ceza gerektirebiliyor. F.Y. ve Y.D.’nin Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konulması, adaletin işlemeye devam ettiğini gösteriyor. Mahkeme sürecinin ilerleyen aşamalarında ek deliller ve tanık beyanlarıyla dosyanın daha da derinleşmesi bekleniyor.
Bu aydınlatılan dava, benzer soğuk dosyalar için de umut ışığı oldu. Jandarma Genel Komutanlığı, benzer yöntemlerle birçok eski olayın çözüldüğünü ve teknolojinin gücünden maksimum faydalanıldığını vurguluyor. Özellikle kemik kalıntılarından DNA elde etme tekniği, arkeolojik yöntemlerle birleşince inanılmaz sonuçlar veriyor. Sigara izmariti gibi günlük objeler ise suçlunun en büyük düşmanı haline gelebiliyor çünkü insan DNA’sı her yerde iz bırakıyor.
Ailelerin uzun yıllar süren acısı, bu gelişmeyle bir nebze olsun hafifledi. Ancak cinayetin vahşeti ve faillerin başka suçlardan dolayı zaten hapiste olması, “keşke daha erken çözülseydi” düşüncesini akıllara getiriyor. Soruşturma ekiplerinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile kurduğu koordinasyon, kurumlar arası işbirliğinin önemini de gözler önüne serdi. Bu tür vakalarda hızlı bilgi paylaşımı, dosyaların tozlanmasını önlüyor.
Adli süreçlerin bilimle iç içe geçtiği günümüzde, bu olay örnek gösteriliyor. JASAT timlerinin sahadaki başarısı, Mengen İlçe Jandarma Komutanlığı’nın yerel desteği ve Kriminal Başkanlığın laboratuvar çalışması, tam bir ekip çalışması örneği. HTS kayıtlarının geriye dönük incelenmesi gibi teknikler, artık standart prosedür haline geldi ve benzer davalarda başarı oranını artırıyor.
On yıllık sır perdesinin aralanması, adaletin zaman aşımına uğramadığını bir kez daha kanıtladı. M.M. ve M.Y. isimli iki kadının hikayesi, artık sadece bir gazete haberi olmaktan çıktı ve forensik bilimin zaferiyle anılacak bir vaka haline geldi. Zanlıların ikinci tutuklanmasıyla birlikte, dosyalar yeniden mahkemeye taşındı ve yargı süreci devam ediyor. Bu gelişmeler, benzer kayıp vakalarının ailelerine de umut veriyor.
Toplum olarak bu tür olaylardan ders çıkarmak gerekiyor. Küçük delillerin bile ne kadar değerli olduğu, teknolojinin gücüne güvenmek ve kayıp yakınlarının sesini duyurmak, öncelikli konular arasında. Jandarma Genel Komutanlığı’nın açıklaması da bu yönde bir mesaj veriyor: Hiçbir dosya kapanmaz, yeter ki doğru delil ve kararlılık olsun.
Bu çarpıcı vaka, adli tıp, DNA analizi, sigara izmariti delili ve HTS kayıtları gibi kavramların günlük hayata nasıl etki ettiğini gösteriyor. Gelecekte benzer soğuk davaların daha hızlı aydınlatılması için yatırımlar artarken, bu olay da hafızalarda yerini aldı. Adaletin gecikse de er ya da geç tecelli edeceği gerçeği, M.M. ve M.Y. için de geçerli oldu ve on yıllık karanlık sona erdi.