Şubat ayının ortasında Orta Doğu gündemi, aynı anda iki farklı akışın içine girdi: Masada görüşme trafiği sürerken, sahada güç gösterisi artıyor. Cenevre’de Umman aracılığıyla yürütülen dolaylı nükleer temasların ikinci turu tamamlanmışken, diplomatik cümlelerin arasına sıkışan askeri tehditler “kriz yeniden mi alevleniyor?” sorusunu büyütüyor.
Beyaz Saray’dan “diplomasi tek yol değil” çıkışı
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in açıklamaları, Washington’ın mesajını daha sert bir hatta taşıdı. Leavitt, Tahran’ın anlaşma yapmasının “akıllıca” olacağını söyleyerek aksi halde ABD’nin Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Üssü’nü devreye sokabileceğini dile getirdi.
Bu vurgu, yalnızca bir üs ismi anmakla sınırlı değil; aynı zamanda uzun menzilli kapasite, hızlı konuşlanma ve “seçenekler masada” söyleminin pratik karşılığını ima ediyor. Bu nedenle söz konusu çıkış, müzakere masasına “zaman daralıyor” baskısı ekleyen bir hamle olarak okunuyor.
ABD’nin söylemi, diplomasiye kapıyı tamamen kapatmıyor; ancak anlaşmaya giden yolun bir “son tarih psikolojisi” ile yürütüldüğünü hissettiriyor. Bu da karşı tarafta geri adım değil, daha sert bir direnç refleksi doğurabiliyor.
Tahran’ın yanıtı: “Savaş istemiyoruz ama boyun eğmeyiz”
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise sahadan gelen bu mesajlara net bir dille karşılık verdi. Pezeşkiyan, savaş istemediklerini vurgularken, dayatma olması halinde “asla boyun eğmeyeceklerini” söyledi.
Açıklamasında, ABD’nin demokrasi söylemini eleştiren Pezeşkiyan, Washington’ın enerji ve kaynaklar üzerinden hareket ettiğini savundu. Bu ton, iç kamuoyuna “direnç” mesajı verirken, dışarıya da “tehdit dili sonuç üretmez” uyarısı olarak yansıyor.
Bu karşılıklı sertleşme, müzakere zemini için en kritik soruyu öne çıkarıyor: Taraflar anlaşma metni üzerinde ilerlerken, aynı anda askeri baskıyı artırmak süreci hızlandırır mı yoksa kopuşa mı götürür? Cevap, önümüzdeki iki haftalık dönemin en belirleyici başlığı olacak.
Sahada dikkat çeken askeri hareketlilik
Diplomatik görüşmeler sürerken, ABD’nin bölgeye dönük askeri tahkimatının görünürlüğü de artmış durumda. Haberde, İngiltere’deki üslere F-22 ve F-35 savaş uçakları ile AWACS komuta-kontrol uçaklarının sevk edildiği bilgisi yer alıyor.
Buna ek olarak, USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve beraberindeki deniz gücünün Orta Doğu’da konuşlandırıldığı; ayrıca Hürmüz Boğazı ve Akdeniz hattında sinyal istihbarat ile deniz devriye uçuşlarının sıklaştırıldığı aktarılıyor.
Bu tablo, “müzakere masası” ile “caydırıcılık sahası”nın eş zamanlı işletildiğini gösteriyor. Ancak iki kulvarın aynı anda hızlanması, yanlış okuma ve kazara tırmanma riskini de yükseltebiliyor.
Cenevre hattında “metin” aşamasına geçiş sinyali
Sert açıklamalara rağmen Cenevre’de yapılan görüşmelerden, teknik ilerleme sinyali veren ifadeler de çıktı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, 3,5 saatlik görüşme sonrası muhtemel bir anlaşma metni üzerinde çalışılması konusunda mutabık kalındığını ve “anlaşma yoluna girildiğini” duyurdu.
ABD tarafını temsil eden Steve Witkoff ve Jared Kushner’in kamuoyuna dönük bir açıklama yapmadığı, buna karşın tarafların iki hafta sonra yeniden bir araya gelmesinin beklendiği bilgisi de haberde yer aldı.
Bu noktada tablo karmaşık: Bir tarafta “metin çalışması” gibi somut bir aşama, diğer tarafta “Diego Garcia” gibi sert askeri göndermeler var. Bu ikili görüntü, piyasalardan bölgesel aktörlere kadar pek çok çevrenin “savaş an meselesi mi?” sorusunu dillendirmesine yol açıyor.
Gerilimin dili neden bu kadar kritik?
Krizin tehlikeli tarafı, tarafların aynı anda hem “anlaşma” hem “vururum” dili kullanması. Bu karışım, karşı tarafın niyet okumasını zorlaştırırken, atılan her adımı “blöf mü, hazırlık mı?” ikilemine sıkıştırıyor.
Böyle dönemlerde asıl risk, büyük bir karar alınmasından çok, yanlış anlaşılma, yanlış hesap ve zincirleme misilleme ihtimalinin artmasıdır. Haberde aktarılan askeri konuşlanma ve sert siyasi mesajlar, bu risk algısını besleyen unsurlar olarak öne çıkıyor.
Kamuoyunun merak ettiği temel soru ise net: Diplomatik süreç gerçekten anlaşmaya mı gidiyor, yoksa sahadaki hazırlıklar masayı dağıtacak yeni bir eşiğin habercisi mi? Bu sorunun yanıtı, iki hafta sonra yapılması beklenen görüşmelerin tonuyla daha görünür hale gelecek.

