Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Eğitim HaberleriSon Dakika Gelişmeleri

Bakan Tekin Geleneksel İftarda Kritik Mesajlar Verdi

28 Şubat yıl dönümünde imam hatipliler derneğinin geleneksel iftar sofrasında yükselen sesler, geçmiş yaraları ve güncel tartışmaları bir araya getirdi. Bakanın çarpıcı değerlendirmeleri ve katılımcıların ortak duruşu, merak uyandıran detaylarla dolu.

Ramazan ayının manevi iklimi, geleneksel sofraları bir araya getirirken aynı zamanda önemli değerlendirmelere de zemin hazırlıyor. Bu yılki buluşmalardan biri, imam hatipli camiasının köklü geleneğini sürdüren özel bir programla dikkat çekti. Katılımcılar, hem oruçlarını açmanın bereketini paylaştı hem de eğitim ve toplumsal hafıza konularında derinleşen sohbetlere tanık oldu. Bu ortamda dile getirilen görüşler, yıllardır süren tartışmaları yeniden gündeme taşıdı ve birçok kesimde yankı buldu.

Bakan Tekin Geleneksel İftarda Kritik Mesajlar Verdi

28 Şubat 2026 tarihinde gerçekleşen program, hafızası olan herkes için özel bir anlam taşıyordu.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, programda yaptığı konuşmada ramazan ayını tebrik ederek söze başladı. Konuşmanın odak noktası, o günün yıl dönümüyle ilgiliydi. Bakan, bu tarihin hafızası olan herkes için çok şey anlattığını vurguladı. Kullanılan dilin, kurulan tehdit cümlelerinin ve dini unsurları kamusal alandan uzaklaştırma isteğinin hangi zihniyet kodlarından beslendiğini net şekilde gördüklerini ifade etti.

Ramazan etkinlikleri üzerinden sergilenen tepkilerle geçmiş dönem refleksleri arasındaki sürekliliği ve arınma yaşanmamasını eleştirdi. Laiklik tartışmalarında hangi vesayet dilinin yeniden tedavüle sokulduğunu açıkça dile getirdi. 28 Şubat sürecinin bıraktığı yarayı, insanın gündelik hayatına kadar inen bir kuşatma tecrübesi olarak tanımladı. Baskının okul kapısından kampüs koridorlarına, öğretmen odalarından ailelerin ev içi kararlarına kadar yayıldığını hatırlattı.

Başörtülü kızların, imam hatipli gençlerin ve dindar emekçi ailelerin bu müdahalenin yükünü ağır biçimde taşıdığını belirtti. Vesayetin her zaman tank sesiyle gelmediğini, bazen gazete manşetleriyle, bildirilerle veya örgütlü mutabakat görüntüsü altında toplum değerleri üzerine kurulan baskıyla işlediğini anlattı. Dönemin merkez medya dili ve sivil görünümlü baskı odaklarının temel hak ve hürriyet alanını daralttığını vurguladı.

Bugün ramazan etkinlikleri etrafında yükselen tepkilere bakıldığında aynı kuşatma dilinin güncellenmiş sürümüyle karşı karşıya olunduğunu söyledi. Çocukların ramazanı tanıması, orucun edebini öğrenmesi, namazın manasını merak etmesi veya okul bahçesinde ilahiyle buluşmasının neden ideolojik alarm sürecine yol açtığını sordu. Ramazan etkinliklerini Talibanlaştırma diye yaftalamanın ölçüyü nasıl kaybettirdiğini dile getirdi.

Bir çocuğun iftarı, sabrı, infakı ve hürmeti öğrenmesinden nasıl tehdit üretildiğini sorguladı. Ramazan süslemesi yapan yavrulardan hangi rejim krizinin çıkarıldığını ve teneffüste ilahi söyleyen çocukların sesinden hangi hukuk düzeninin zarar gördüğünü sordu. Pedagojiden söz edenlerin çocukların kendi kültürünü tanıma hakkını hangi ölçüyle dışarıda bıraktığını ve özgürlükten söz edenlerin milletin inancına gelince neden yasakçı dile savrulduğunu eleştirdi.

Laikliği savunuyoruz diyerek ortaya çıkanların okul bahçesindeki ramazan neşesini gericilik, çocukların değer eğitimiyle temasını tehdit olarak göstermesini sorguladı. Bu milletin inancının kamusal hayatta görünürlüğüne dönük kadim tahammülsüzlüğün bildirilerle bir kez daha ortaya konulduğunu belirtti. Ramazan etkinliğini rejim krizi diye yaftalayan dilin aslında bu toprakların mayasıyla kurulan gerçek bağdan rahatsız olduğunu değerlendirdi.

Laikliğin pratikte yıllarca vesayet aklının en keskin sopalarından birisi haline getirildiğini hatırlattı. 12 Eylül bildirilerinden 28 Şubat brifinglerine, e-muhtıra metinlerinden cumhuriyet mitinglerine ve 15 Temmuz korsan bildirisine kadar aynı kavramlara sarıldığını ifade etti. Her seferinde rejimi kurtarma iddiasıyla milletin inancına, eğitim hakkına ve hayat tarzına müdahale edildiğini, bedelini başörtüsü yasakları, katsayı duvarları ve iş eğitim hakkı gasbedilen kuşakların ödediğini anlattı.

Bazılarının laikliği savunmak suç değildir cümlesini tekrar ettiğini ancak sorunun o cümleyi zırh yapıp tesettürlü kadınlara, sarıklı cübbeli insanlara hakaret yağdıran zihniyette olduğunu vurguladı. Dün başörtülü öğrenciyi irtica odağı diye kampüsten kovanlarla bugün ramazan etkinlikleri üzerinden laiklik elden gidiyor çığlığı atanların aynı damarda olduğunu belirtti. Sorunun laiklik değil, takıntılı ve kibirli laikçilik anlayışı olduğunu söyledi.

Batı dünyasında kilise kökenli gospel müziklerinden devasa endüstri doğmasına rağmen kimsenin laiklik elden gidiyor endişesi taşımadığını kaydetti. Çocukların milli ve manevi değerlerinin sadece evle sınırlandırılmak istendiğini, okulda sokaklarda veya Meclis’te karşılık bulmasına karşı çıkan anlayışın hakim olduğunu anlattı.

Tek bir ilahi, tek bir yöresel kıyafet veya tek bir ramazan etkinliği üzerinden laik anksiyetenin yeniden nöbet tuttuğunu ifade etti. Bunun çıplak bir İslam karşıtlığının laiklik ambalajıyla pazarlanmasından başka bir şey olmadığını belirtti. Bu milletin kendi inancını ve çocuklarının eğitimini savunduğu için mahcupluk duymak zorunda olmadığını vurguladı.

Milli Eğitim Bakanlığı olarak vazifelerinin devletin bütün çocuklarına eşit hürmetle yaklaşan, kimsenin inancı kıyafeti veya okul tercihi sebebiyle dışlanmadığı bir eğitim iklimini oluşturmak olduğunu söyledi. 28 Şubat’ın deli gömleğini yeniden eğitim sistemine giydirmeye yeltenen her girişim karşısında tereddütsüz siyasi irade ortaya koymak gerektiğini ifade etti.

Vesayet dilinin karşısında durulabiliyorsa bunun AK Parti iktidarlarının demokrasi mücadelesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sarsılmaz liderliği sayesinde mümkün olduğunu belirtti. Başörtüsü yasaklarının kaldırılmasından katsayı zulmüne son verilmesine, imam hatipler üzerindeki kuşatmanın bertaraf edilmesine kadar tüm adımların arkasında aynı kararlılık olduğunu hatırlattı.

Programda TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve Kayseri Milletvekili Hulusi Akar ile ÖNDER Başkanı Abdullah Ceylan da yer aldı. Yaklaşık iki bin beş yüz davetlinin katıldığı iftar, Bereket Paylaştıkça Çoğalır sloganıyla düzenlendi. Program kapsamında 28 Şubat döneminde yaşananların anlatıldığı özel bir sergi de açıldı.

28 Şubat’ın Hafızası ve Eğitimdeki Yansımaları

Konuşmada geçmiş dönem müdahalelerinin eğitim üzerindeki etkileri detaylıca ele alındı. Okul kapılarına kadar uzanan baskıların genç nesillerde bıraktığı izler, bugün ramazan etkinliklerine gösterilen tepkilerle paralellik taşıdığı belirtildi. İmam hatipli gençlerin ve başörtülü öğrencilerin yaşadığı zorluklar, toplumsal hafızanın önemli bir parçası olarak hatırlatıldı.

Ramazan Etkinlikleri ve Toplumsal Tepkiler

Okul bahçelerinde düzenlenen ramazan programları, ilahi dinletileri ve değer eğitimi faaliyetlerinin bazı kesimlerde nasıl ideolojik alarm yarattığı sorgulandı. Çocukların kendi kültürünü tanıma hakkının pedagojik gerekçelerle kısıtlanamayacağı vurgulandı. Bu tür etkinliklerin Talibanlaştırma gibi yaftalarla hedef alınmasının ölçüsüzlüğü üzerinde duruldu.

Laiklik Tartışmaları ve Vesayet Dili

Laiklik kavramının yıllarca vesayet aracı olarak kullanıldığı, bugün benzer dille ramazan neşesinin tehdit olarak gösterildiği belirtildi. Batı örnekleriyle karşılaştırma yapılarak, inanç temelli kültürel unsurların kamusal alanda varlığının doğal olduğu ifade edildi. Takıntılı laikçilik anlayışının milletin değerleriyle çatıştığı değerlendirildi.

Eğitimde Fırsat ve Adalet Vurgusu

Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel görevinin tüm çocuklara eşit yaklaşım olduğunu, inanç veya kıyafet nedeniyle dışlamanın kabul edilemez olduğu tekrarlandı. İmam hatipler üzerindeki geçmiş kuşatmaların bertaraf edilmesi ve fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi, önemli kazanımlar olarak anıldı.

Bu geleneksel iftar programı, imam hatipliler camiasının birlik ve beraberliğini bir kez daha ortaya koydu. Ramazan ayının bereketi, eğitimdeki manevi değerler ve toplumsal hafıza konuları bir araya geldi. Katılımcıların ortak duruşu, gelecekteki eğitim politikalarına da ışık tuttu.

İmam hatipliler derneği iftar programı, milli eğitim bakanı konuşması, 28 şubat değerlendirmesi, ramazan etkinlikleri tepkileri, laiklik tartışmaları ve vesayet eleştirileri gibi konular, eğitim gündeminin en çok konuşulan başlıkları arasında yer alıyor. Bu tür buluşmalar, toplumun farklı kesimlerini bir araya getirerek ortak değerler etrafında dayanışmayı güçlendiriyor.

Programın manevi atmosferi, gelecek ramazanlarda da benzer buluşmaların devam edeceğinin sinyalini verdi. Eğitim camiası ve genç nesiller için ilham verici bir akşam olarak hafızalara kazındı.

Başa dön tuşu