Yıl 1921, Ocak ayının sonları… Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının üzerinden dokuz ay geçmiş, İstiklal Harbi’nin en çetin günleri yaşanmaktadır. Yunan ordusu Ankara yakınlarına kadar ilerlemiş, ordularımız dört bir cephede vatan topraklarını korumak için savaşmaktadır. İşte böyle bir dönemde, yeni kurulan Türk Devleti’nin bağımsızlık ruhunu en iyi şekilde yansıtacak bir milli marşa ihtiyaç duyulmuştur. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla harekete geçen dönemin Maarif Vekaleti yani Milli Eğitim Bakanlığı, 1920 yılı sonlarında bir şiir yarışması düzenleme kararı alır. Bu kararın ardından başlayan süreç, Türk milletinin bağımsızlık aşkını ölümsüzleştirecek bir başyapıtın ortaya çıkmasına vesile olacaktır.
Mehmet Akif Ersoy Yarışmaya Nasıl Katıldı?
Düzenlenen yarışmaya katılım için altı aylık bir süre tanınmış ve bu süre içerisinde ülkenin dört bir yanından tam 724 şiir Maarif Vekaleti’ne ulaştırılmıştır. O dönemin iletişim imkânlarının yok denecek kadar az olduğu düşünüldüğünde, bu sayıya ulaşılması gerçekten büyük bir başarıdır. Gelen şiirleri değerlendirmek üzere özel bir komisyon kurulmuş ve yapılan titiz incelemeler sonucunda altı şiir elemeyi geçerek Meclis Matbaası tarafından basılıp milletvekillerine dağıtılmıştır. Bu sırada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi Tanrıöver, dönemin ünlü şairi ve aynı zamanda Burdur milletvekili olan Mehmet Akif Ersoy’dan da bir şiir yazmasını talep etmiştir. Mehmet Akif Ersoy, milletvekili olduğu için yarışmaya katılamayacağını belirtmiş ancak bir şiir yazarak verebileceğini ifade etmiştir. Bunun üzerine evine çekilen büyük şair, “Kahraman Ordumuza” ithaf ettiği şiirini kaleme almış ve Maarif Vekaleti’ne teslim etmiştir. Böylece yarışmaya katılan şiir sayısı resmi olarak 725’e ulaşmış ancak değerlendirmeye alınan şiir sayısı yediye yükselmiştir. Yarışmada birinci gelen şiire dönemin şartlarına göre oldukça yüksek bir meblağ olan 500 lira ödül verileceği duyurulmuştur.

Meclis’te Tarihi Oturum ve Kabul Anı
Yarışma sürecinin tamamlanmasının ardından Mehmet Akif Ersoy’un şiiri, dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından 12 Mart 1921 günü Meclis kürsüsünde okunmuştur. Şiirin okunması sırasında Meclis’te bulunan milletvekilleri büyük bir coşku ve heyecan yaşamış, şiir sık sık alkışlarla kesilmiştir. Şiirin tamamlanmasının ardından yapılan oylamada Mehmet Akif Ersoy’un eseri oybirliğiyle İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir. Bu tarihi anın hemen ardından marş, Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından bir kez daha okunmuş ve bu kez tüm milletvekilleri ayakta dinlemiştir. Kabulün hemen ardından Meclis yetkilileri, Mehmet Akif Ersoy’a 500 liralık ödülü takdim etmek üzere harekete geçmiştir. Ancak büyük şair, yarışmaya katılmadığı gerekçesiyle bu ödülü almayı reddetmiştir. Yetkililerin ısrarları üzerine parayı alan Mehmet Akif Ersoy, bu parayı hastanede tedavi görmekte olan yaralı gazilere bağışlayarak büyük bir fedakârlık örneği göstermiştir.

Yarışmada Elemeyi Geçen Diğer Şiirler ve Detaylar
İstiklal Marşı yarışmasında Mehmet Akif Ersoy’un şiiri dışında elemeyi geçen altı şiir daha bulunmaktadır. Bu şiirlerin tamamı dönemin Meclis memurlarından Mahir İz’in 1975 yılında yayımlanan “Yılların İzi” isimli kitabında günümüze ulaşmıştır. Yarışmaya Ankara’dan A.S. rumuzuyla katılan şairin “İstiklal Türküsü” başlıklı şiiri şu dizeleri içermektedir: “Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın. Yurduma göz dikenler al kanlara boyansın. Ya ben, ya onlar diyen silahına dayansın. Türk oğludur bu millet. Türk’ündür bu memleket. Bağrımızda saklarız vatanın her taşını. Yurdumuza yan bakan döker gözyaşını. Can veririz her zaman hürriyetin yoluna. Ya gazi ya şehitlik, ne devlettir kuluna. Bize Türk oğlu Türk derler. Hep bizimdir bu yerler.” Hüseyin Suat Bey tarafından yazılan şiirde ise “Türk’ün evvelce büyük bir pederi, Çekti sancağa hilal-i seferi. Kanımızla boyadık bahr-ü berri. Böyle aldık bu güzel ülkeleri. İleri, arş ileri, arş ileri. Geri kalsın vatanın kahbeleri. Seni ihya için ey namı büyük. Vatanım uğruna öldük, öldük. Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük. Siper oldu sana dağlar gibi Türk” ifadeleri yer almaktadır.
Matbuat Müdüriyet-i Umumiyesi muharrirlerinden Kemalettin Kami Bey’in “İstiklal Marşı” başlıklı uzun şiirinden bazı bölümler şöyledir: “Gözyaşına veda et. Ey güzel Anadolu. Hakkını korur elbet. Türk’ün bükülmez kolu. Cenk ederiz genç koca. Bugün değil yarın da. Yadımız ağladıkça. İzmir ezanlarında. Hak yolunda kan olur. Dünyalara taşarız. Ya şerefle vurulur. Ya efendi yaşarız. Her gün yeni bir hile. Arkasında satıldık. Her gün yeni bir dille. Yurdumuzdan atıldık. Yeter ey Kabemizi. Elimizden alanlar. Alıkoyamaz bizi. Yolumuzdan yalanlar.” Merzifon İdadisi muallimi İskender Haki Bey’in şiiri ise şu dizelerden oluşmaktadır: “Ey Müslüman, ey Türkoğlu. Açıldı İstiklal yolu. Benim bu son günlerimdir diyor size Anadolu. Çek sancağı Türk ordusu. Olmaz Türk’ün can korkusu. Esarete dayanır mı Türk vatanı, Türk namusu. Bu son savaş bize farzdır. Fırsatımız gayet azdır. Muzaffer ol da ey millet, altın ile tarih yazdır. Birleşelim özümüzden. Dönmeyelim sözümüzden. Hem silelim bu lekeyi. Tarihteki yüzümüzden.”

Yarışmaya sadece M. rumuzuyla katılan bir başka şairin şiirinde şu ifadeler dikkat çekmektedir: “Altı bin yıl efendilik yaptın. Kahraman Türk idi cihanda adın. Bir ateşten siperdin İslama. Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın. Ey büyük ünlü milletim ileri. Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri. Atıl, vur, senindir istiklal. Ebedi parlasın şu al bayrak. Ey benim şanlı milletim ileri. Ele çiğnetme koş bu ülkeleri.” Mehmet Muhsin Bey’in kaleme aldığı şiir ise oldukça uzun ve epik bir dille yazılmıştır: “Yıllarca altı cephede ateşle kanlara. Türkün hilal-ü dinine düşman olanlara. Ceddin o, yıldırım gibi saldın zaman zaman. Yüksek başın eğilmedi bir an cihanlara. Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitab. Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab. Ey mazi-i havariki bin dasitan olan. Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan. Arslan yürekli ordu, demir giy, silah kuşan. Zira hududu kapladı ateşle kan duman. Arslan mücahit ordusu, ey haris-i salah. Destinde seyf-i hak gibi bin şanlı bir silah. Açtın sema-yı milelte pür nur bir sabah. Ati bizim, bizim artık vatan, zafer, felah.”
Tüm bu şiirler dönemin coşkusunu ve bağımsızlık arzusunu yansıtan önemli belgeler olarak tarihteki yerini almıştır. Ancak hiçbiri Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı ve “Korkma” dizesiyle başlayan İstiklal Marşı’nın edebi gücüne ve derin anlamına ulaşamamıştır. Bugün hâlâ büyük bir gurur ve coşkuyla okuduğumuz İstiklal Marşı’mız, 105 yıl önce Meclis’te kabul edildiği günden bu yana Türk milletinin bağımsızlık sembolü olarak varlığını sürdürmektedir.







