Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.

Özel’den Erdoğan’a Sandık Daveti, AKP Anketlerde Birinci Değil

Özgür Özel, Zafer Partisi ziyaretinin ardından AKP'nin anketlerde birinci olmadığını açıkladı. Erdoğan'ı sandıktan kaçmakla suçladı, peki iktidar ne diyor?

Türkiye siyasetinde ara seçim tartışması her geçen gün daha da alevlenirken CHP Genel Başkanı Özgür Özel, hafta boyunca sürdürdüğü muhalefet partisi ziyaret turunun yeni halkasında Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile bir araya geldi. Yaklaşık bir saat süren ve Zafer Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşme, kamuoyunun merakla beklediği ortak bir basın açıklamasıyla noktalandı. Bu görüşme, Özel’in DEM Parti ile başlayıp sırasıyla TİP, EMEP, İYİ Parti, Yeniden Refah, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve DEVA Partisi’ni kapsayan uzun bir ziyaret sürecinin önemli bir durağını oluşturuyordu.

Basın toplantısında gündeme gelen açıklamalar, Türk siyasi gündeminde günlerce yankı uyandıracak nitelikteydi. İktidarın anket gerçekleriyle yüzleşmeye zorlandığı bu tabloda, muhalefet cephesinden sandığa güçlü bir davet yapıldı. “Tüm güncel haberler makalenin sonunda verilmiştir.”

Özel’in Zafer Partisi ziyareti, başladığı günden bu yana tam on ikinci muhalefet partisini kapsayan kapsamlı bir ara seçim turu olarak tarihe geçme yolunda. Bu turda elde edilen destek, muhalefetin geniş yelpazeye yayılan siyasi cephelerinin bu kritik talepte ortak paydada buluşabildiğini göstermesi açısından oldukça anlamlı. Her ziyaretin ardından düzenlenen basın toplantılarında tutarlı biçimde aynı çekirdek mesajı aktaran Özel, bu ısrarlı söylem diziliminin kamuoyunda giderek daha belirgin bir karşılık bulduğuna dair somut sinyaller aldıklarını belirtmektedir. İktidar ise bu ziyaret trafiğine büyük ölçüde soğuk bir sessizlikle yanıt vermeyi tercih ediyor. Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de iktidar partisinin sözcüleri, ara seçim talebini kamuoyunun gündemine girmeye değmez bir konu olarak konumlandırma gayreti içinde.

Özel’in Anket Restinin Ayrıntıları

Zafer Partisi ziyaretinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Özel, anket verilerini merkeze alan son derece çarpıcı bir çerçeve kurdu. Hatay, Afyon, Kastamonu, Kırşehir, Kocaeli ve İstanbul birinci bölgeden söz eden Özel, bu altı ilden çıkan 7 ila 8 sandalyenin son genel seçimde tamamının AKP tarafından kazanıldığını hatırlattı. Ardından bugünün anket tablosuna geçen Özel, bu illerin hiçbirinde AKP’nin birinci parti konumunu koruyamadığını ve milletvekili çıkaracak düzeyde oy desteğine ulaşamadığını öne sürdü. Söylediği şeyler salt bir iddia olarak kalmayıp mevcut kamuoyu araştırmaları tarafından da desteklenen bir gerçeklik olduğunu vurgulayan Özel, “AKP’nin anketlerde hiçbirinde milletvekili çıkaracak takati kalmamıştır” diyerek son derece keskin bir değerlendirme ortaya koydu. Bu değerlendirmenin siyasi ağırlığını pekiştirmek için eklediği son cümle ise günün en çok konuşulan sözü oldu.

“Erdoğan bu yüzden sandıktan korkmaktadır, milletten kaçmaktadır” diyen Özel, iktidarın ara seçime yönelik direncini güçten değil korkundan beslendiği biçiminde yorumladı. Bir adım daha ileri giden Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihe anayasanın zorunlu kıldığı bir ara seçimden kaçan lider olarak geçeceğini açıkça ilan etti. Bu sert çıkışı daha da belirgin kılan ise ardından gelen bölünmez bir söz oldu: “Yok, böyle geçmek istemiyorsa o sandığı ya getirecektir ya getirecektir.” Bu ifade, muhalefet liderinin kararlılığını olduğu kadar iktidar üzerindeki kamuoyu baskısını da simgeleyen bir şiaret niteliğine büründü. Özel, bu çağrısının yalnızca siyasi bir tercih değil, anayasal bir zorunluluk olduğunu da özellikle vurguladı.

Özdağ ise ortak açıklamada Özel’in çizdiği tabloya güçlü bir destek mesajı ekledi. Bahsedilen illerdeki toplam seçmen sayısının Türkiye’deki tüm kayıtlı seçmenlerin yüzde on ikisi ile on üçüne yaklaştığını hatırlatan Özdağ, iktidarın sandıktan kaçınmasının gerekçe üretmek açısından giderek zorlaştığını belirtti. Son genel seçimde bu illerin tamamında AKP’nin önde geldiği aşikârken iktidarın ara seçime yönelik çekingen tutumunun mantıklı bir temeli bulunmadığını söyleyen Özdağ, ara seçim gündemini desteklediklerini ve bu tutumdan asla geri adım atmayacaklarını açıkça ifade etti. Zafer Partisi’nin bu güçlü desteği, muhalefet cephesinin ara seçim konusundaki geniş mutabakatını gözler önüne serdi.

Anayasal Zemin ve İktidarın Tutumu

Özel’in bu güçlü çıkışının arkasında sağlam bir hukuki dayanak bulunuyor. Anayasa’nın 78. maddesinin üçüncü fıkrası, 2002 yılında hem AKP hem de CHP’nin oylarıyla meclisten geçirilmiş; bir seçim çevresindeki tüm milletvekili koltuklarının boşalması halinde o bölgede seçimin yenilenmesi hükmünü açıkça düzenlemiştir. CHP’nin önerdiği senaryoda bazı milletvekillerinin istifa yoluyla yerini açması ve böylece ilgili bölgelerde yasal koşulun oluşturulması planlanmaktadır. Bu mekanizmanın devreye girebilmesi için AKP’nin de bu sürece rıza göstermesi ya da en azından yasal süreci engelleyecek bir adım atmaması gerekmektedir. Hukuk çevrelerinin büyük çoğunluğu, söz konusu anayasa hükmünün yorumlanmasında belirsizlik bulunmadığını ve koşullar oluştuğunda seçim yapılması gerektiğini belirtiyor. Bu yasal çerçeve, muhalefet cephesine siyasi baskının yanı sıra kurumsal bir zemin de sağlıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise açıklamaları büyük ilgi gören Bakanlar Kurulu sonrasında yaptığı değerlendirmede, ana muhalefet cephesinin ara seçim talebine kapıyı net biçimde kapattı. Erdoğan’ın kullandığı ifadeler dikkat çekiciydi; hükümetin gündeminde ne erken ne de ara seçim bulunduğunu, bunların “yakın vadedeki siyasi koordinatlar” arasında yer almadığını vurguladı. Siyasi analistler ise “yakın vade” vurgusunun altını dikkatle çizerek bu ifadenin aslında 2027 yılında olası bir erken genel seçim kapısını kapalı tutmadığına işaret ettiğini değerlendiriyor. AKP’nin Kasım 2027’de genel seçim planladığı ve Erdoğan’ın olası yeniden adaylığı için bu tarihin özenle kurgulandığı iddiaları da kulislerde dolaşmaya devam ediyor. İktidar cephesinin bu tutumu, muhalefete göre anayasal bir yükümlülüğün siyasi hesaplar uğruna ertelenmesinden başka bir şey değil.

Anket gerçekliğine bakıldığında da tablonun iktidar açısından son derece endişe verici olduğu görülüyor. Bağımsız araştırma kuruluşlarınca gerçekleştirilen ölçümler, kararsız seçmenler dağıtıldığında CHP’nin yüzde otuz bir düzeyinde birinci sıraya yerleştiğini, AKP’nin ise yüzde otuz virgül bir gibi son derece yakın bir oranla ikinci konumda kaldığını ortaya koyuyor. Bu veriler, son genel seçime kıyasla ciddi bir değişimi belgeliyor ve muhalefete güçlü bir retorik araç sunuyor. Nisan başında gerçekleştirilen kapsamlı bir kamuoyu araştırması ise daha da çarpıcı bulgular içeriyor; toplumun yüzde elli altı buçuğunun erken seçim yapılmasını istediğini, yalnızca yüzde otuz dört buçuğunun bu talebe karşı çıktığını gösteren bu araştırma, iktidarın sandıktan uzak tutma politikasının ne kadar güçlü bir toplumsal muhalefet ürettiğini açıkça ortaya koyuyor.

Siyasi Etik Yasası ve İsrail Tepkisi

Özel, Zafer Partisi ziyaretinde ara seçim meselesinin yanı sıra iki önemli başlığı daha gündemin merkezine taşıdı. Birincisi, siyasi etik yasası meselesiydi. Özel’e göre bu yasa; belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini, tüm genel başkanları, milletvekillerini, bakanları ve Cumhurbaşkanı’nı kapsayacak bir mal varlığı açıklama ve siyaset finansmanının şeffaflaştırılması yükümlülüğünü öngörüyor. Muhalefet partilerinin ziyaret edilen her noktada bu yasayı desteklediğini hatta geliştirerek hayata geçirilmesini istediğini aktaran Özel, yalnızca bir ismin bu konuda sessiz kaldığını vurguladı. AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bu yasaya dair tek bir söz söylemediğini, sanki konu yokmuş gibi davrandığını belirterek bu sessizliği anlam yüklü biçimde sorguladı. Bu tablo, muhalefet cephesinde şeffaflık talepleri etrafında güçlü bir dayanışma oluştururken iktidara yönelik ciddi bir baskı unsuruna da dönüşüyor.

Basın toplantısının diğer çarpıcı başlığı ise İsrail kaynaklı açıklamalara verilen güçlü tepkiydi. Basın mensuplarının yönelttiği sorular üzerine söz alan Özel, İsrail yetkililerinin Türk siyasetçileri hedef alan açıklamalarını son derece keskin bir dille nitelendirdi. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevini sürdüren bir isme ve aynı zamanda muhalefet liderlerine yönelik yapılan bu açıklamaları “tam bir hadsizlik” olarak tanımlayan Özel, söz konusu girişimin herhangi bir amacına ulaşmasının mümkün olmadığını da ekledi. İçerideki siyasi rekabetin bir kenara bırakılması gerektiği hallerde Türkiye’nin tek vücut hareket ettiğini hatırlatan Özel, hiçbir CHP’linin böyle bir tutumun yanında yer almayacağını açıkça ilan etti. Bu çıkış, yurt içi siyasetin dış müdahale algısıyla iç içe geçtiği gerilimli bir konjonktürde muhalefet cephesinin birlik mesajını pekiştirmesi açısından değerlendiriliyor.

Özel’in bu yoğun ziyaret trafiğinin siyasi sonuçları üzerine değerlendirme yapan analistler, sürecin birkaç açıdan son derece önem taşıdığını vurguluyor. Birincisi; geniş bir ideolojik yelpazede bu denli fazla partinin ortak bir siyasi talepte buluşabilmesi, muhalefet cephesindeki koordinasyon kapasitesinin ve iletişim altyapısının güçlendiğine işaret ediyor. İkincisi; anket verilerini doğrudan siyasi bir söyleme dönüştürerek iktidarın kendi seçmenine hesap vermesini zorunlu kılan bu yaklaşım, muhalefetin çevik bir siyasi iletişim stratejisi geliştirdiğini gösteriyor. Üçüncüsü; anayasal zorunluluk argümanı üzerine kurulan bu talebin bağımsız hukuk çevrelerinden de destek alması, kampanyanın salt siyasi bir hamle olmadığını, kurumsal ve meşruiyet temelli bir zemine dayandığını ortaya koyuyor. Bu üç unsurun birleşimi, ara seçim talebinin güncelliğini ve baskısını uzun süre koruması için sağlam bir altyapı oluşturuyor.

Özel’in planladığı on iki partili görüşme sürecinin tamamlanmasının ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile bir görüşme gerçekleştirileceği de duyuruldu. Bu görüşmenin, ara seçim sürecini yasama organı düzeyinde de masaya taşıyacağı ve kamuoyunun bu meseleye verdiği desteği kurumsal bir zemine oturtmayı amaçladığı anlaşılıyor. Muhalefet, her ne kadar iktidarın kapıyı kapatma refleksiyle karşılaşsa da bu ısrarlı siyasi tutumun orta vadede iktidar üzerinde hesap verilebilirlik baskısı oluşturabileceği değerlendiriliyor. Mevcut anket görünümü ve siyasi konjonktür, bu sürecin basit bir muhalefet manevrasının ötesinde derin bir toplumsal karşılık bulduğuna işaret ediyor. Özel’in önümüzdeki süreçte bu meseleyi gündemin merkezinde tutmaya devam edeceği şimdiden kesinleşmiş görünüyor.