TBMM Genel Kurulu, yoğun gündem maddelerini görüşmek üzere toplandığı sırada, yasama faaliyetlerinin olağan akışı beklenmedik bir tartışma ile kesildi. Meclis çalışmalarının denetimi ve oylama süreçlerinin şeffaflığı, demokrasinin en temel taşlarından biri olarak kabul edilirken, yaşanan son olay bu mekanizmaların işleyişine dair yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi. Özellikle kritik kanun tekliflerinin oylandığı süreçlerde, milletvekillerinin katılımı ve iradesinin doğru yansıması büyük önem taşıyor.
Gündemdeki Kritik Kanun Teklifi
Görüşmelerin odak noktasını, Milli Parklar Kanunu ile bazı kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasını öngören düzenlemeler oluşturuyordu. Bu yasa teklifi, içerdiği maddeler ve getireceği yeni uygulamalar nedeniyle hem iktidar hem de muhalefet kanadı tarafından dikkatle takip ediliyordu. Meclis atmosferinin zaten yoğun olduğu bu dakikalarda, oylama öncesi toplantı yeter sayısının olup olmadığının tespiti hayati bir önem kazandı.
Yoklama işlemleri, Meclis’in çalışabilmesi ve karar alabilmesi için gereken asgari milletvekili sayısının salonda bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla yapılır. Bu prosedür, genellikle elektronik sistem üzerinden yürütülürken, sisteme giremeyen veya teknik aksaklık yaşayan vekillerin pusula göndererek varlıklarını beyan etmeleri de iç tüzük gereği mümkündür. Ancak bu yöntemin suiistimal edilip edilmediği tartışması, tansiyonu bir anda yükseltti.
Elektronik oylama sırasında sistemin kilitlenmesi veya vekillerin oylarının sisteme düşmemesi gibi durumlarda kullanılan “pusula yöntemi”, aslında milletvekilinin fiziki olarak salonda bulunduğunun bir kanıtı olarak kabul edilir. Ancak bu oturumda, Başkanlık Divanı’na ulaşan bazı pusulaların, sahiplerinin salonda olmadığı halde gönderildiği iddiası ortalığı karıştırdı.
Başkanvekili’nin Dikkati ve Müdahalesi
Oturumu yöneten Meclis Başkanvekili ve MHP Milletvekili Celal Adan, kendisine iletilen yoklama kağıtlarını incelerken bir gariplik fark etti. Başkanlık Divanı’nın tecrübeli ismi Adan, kağıtları gönderen isimleri listeden kontrol ettiğinde ve salonu gözlemlediğinde, kağıt üzerinde ismi bulunan bazı şahısların koltuklarında olmadığını tespit etti. Bu durum karşısında sessiz kalmayan Adan, duruma anında müdahale etme gereği duydu.
Meclis teamülleri ve iç tüzük kuralları gereği, bir milletvekilinin pusula ile yoklamaya katılabilmesi için o an Genel Kurul salonunda fiilen bulunması şarttır. Adan’ın tespiti, bu kuralın ihlal edildiği yönündeydi. İktidar partisine mensup bazı vekillerin, salonda olmadıkları halde oradaymış gibi işlem yapmaya çalıştıkları iddiası, oturum başkanının sert tepkisine yol açtı.
Bu tür durumlar, sadece usul hatası olarak değil, aynı zamanda yasama etiğine aykırı bir davranış olarak değerlendirilebiliyor. Adan’ın gösterdiği tepki, meclis disiplininin korunması adına atılmış önemli bir adım olarak kayıtlara geçti. Olayın sıcaklığıyla birlikte salondaki uğultu artarken, gözler Başkanlık kürsüsüne çevrildi.
Divan katipleriyle yaptığı kısa istişarenin ardından durumu netleştiren Celal Adan, elindeki pusulaları tek tek inceleyerek, bu pusulaları gönderen vekillerin isimlerini yüksek sesle telaffuz etmeye başladı. Bu hamle, salondaki diğer milletvekilleri tarafından da şaşkınlıkla izlendi.
Kürsüden Yükselen Sert İfadeler
Celal Adan, tespit ettiği isimleri ifşa ederken kullandığı üslupla rahatsızlığını gizlemedi. İrfan Çelikaslan, Serkan Bayram, Sunay Karamık, Cantürk Alagöz ve Fatma Öncü gibi iktidar partisine mensup vekillerin isimlerini tek tek okuyan Adan, bu kişilerin salonda bulunmamasına rağmen nasıl pusula gönderebildiklerini sorguladı.
Mikrofonu açıkken sarf ettiği sözler, genel kurul tutanaklarına da yansıdı. Adan, “Bu isimler niye kağıt gönderiyor? Burada olmadığı halde bunları nasıl gönderebiliyorlar ya? Hayret,” diyerek şaşkınlığını dile getirdi. Ancak tepkisi sadece şaşkınlıkla sınırlı kalmadı; durumun kabul edilemez olduğunu vurgulayan daha sert ifadeler de kullandı.
“Ayıp ya” diyerek tepkisini netleştiren Meclis Başkanvekili, bu davranışın meclis mehabetine yakışmadığını ima etti. Milletvekillerinin en temel görevi olan yasama faaliyetlerine katılım konusunda dürüst davranmaları gerektiği, bu çıkışın alt metninde yatan en önemli mesajdı.
İç Tüzük ve Yoklama Kuralları
Meclis İç Tüzüğü, oylama ve yoklama usullerini çok net çizgilerle belirlemiştir. Elektronik oylama cihazına giremeyen milletvekilleri, divana pusula göndererek “buradayım” beyanında bulunabilirler. Ancak bu hakkın kullanımı, “salonda hazır bulunma” şartına sıkı sıkıya bağlıdır. Yani, bir vekilin pusulası işleme alınacaksa, o vekilin o sırada genel kurul salonunun sınırları içerisinde olması zorunludur.
Celal Adan’ın tepkisi, bu kuralın delinmeye çalışılmasına yönelikti. Salonda olmayan birinin, sanki oradaymış gibi irade beyan etmeye çalışması, toplantı yeter sayısının yapay bir şekilde oluşturulmaya çalışıldığı izlenimini doğurdu. Bu durum, alınan kararların meşruiyetini bile tartışmaya açabilecek hassas bir konudur.
Sistemin güvenilirliği, milletvekillerinin beyanlarına duyulan güvene dayalıdır. Ancak fiziki yoklamalarda ve başkanın gözlemiyle ortaya çıkan bu tür tutarsızlıklar, elektronik sistem dışındaki manuel yöntemlerin denetiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Adan’ın bu müdahalesi, geçmişte yaşanan benzer olayları da akıllara getirdi. Meclis tarihinde zaman zaman “sahte pusula” veya “yerine oy kullanma” gibi tartışmalar yaşanmış olsa da, oturum başkanının bu denli açık ve anlık bir tepki vermesi ender görülen durumlardan biri.
Geçmişteki Benzer Uyarılara Atıf
Celal Adan, tepkisini dile getirirken, bu durumun ilk olmadığını da hatırlattı. “Geçen sefer de çok ağır bir ifade kullanmıştım” diyerek, daha önce de benzer bir disiplinsizlikle karşılaştığını ve buna karşı tavrının net olduğunu belirtti. Bu sözler, sorunun münferit bir olaydan ziyade, tekrarlayan bir alışkanlık olabileceği endişesini doğurdu.
Meclis başkanvekillerinin görevi sadece söz vermek veya süreyi yönetmek değil, aynı zamanda iç tüzüğün harfiyen uygulanmasını sağlamaktır. Adan’ın bu hatırlatması, milletvekillerine görev ve sorumluluklarını bir kez daha anımsatan bir “sarı kart” niteliği taşıyordu.
Uyarıların dikkate alınmaması veya benzer hataların tekrarlanması, meclis içi hiyerarşi ve saygınlık açısından zedeleyici unsurlar barındırıyor. Celal Adan’ın ısrarlı takibi, bu tür usulsüzlüklerin “gözden kaçmayacağı” mesajını tüm gruplara vermiş oldu.
Olayın ardından yapılan kontrollerde, salonda bulunan mevcut milletvekili sayısının toplantı yeter sayısı için uygun olduğu anlaşıldı. Başkanlık Divanı, “toplantı yeter sayısı vardır” diyerek görüşmelere kaldığı yerden devam etti. Ancak yaşanan bu kısa süreli kriz, oturumun geri kalanındaki havayı değiştirdi.
Parlamenter Disiplin ve Etik Tartışmaları
Yaşanan bu “pusula krizi”, sadece teknik bir detay olmanın ötesinde, parlamenter sistemin işleyiş ahlakına dair derin bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Milletvekillerinin asli görevi olan yasama çalışmalarına fiziki katılımın önemi, bu olayla bir kez daha gün yüzüne çıktı.
Vekalet verilen halkın iradesinin, meclis salonunda bizzat temsil edilmesi gerekliliği, demokrasinin en temel prensibidir. “Gıyabında” yoklama vermeye çalışmak, bu temsil görevini basite indirgemek olarak yorumlanabilir. Siyasi partilerin grup yönetimlerinin, milletvekillerinin devamlılığı ve disiplini konusundaki hassasiyeti bu noktada devreye girmelidir.
Teknolojinin sunduğu imkanlar ne kadar gelişirse gelişsin, insan faktörünün ve dürüstlük ilkesinin yerini hiçbir şeyin tutamayacağı, Meclis kürsüsünden yapılan bu sert uyarıyla bir kez daha tescillenmiş oldu. Celal Adan’ın çıkışı, gelecek oturumlarda benzer girişimlerin önünü kesmek adına caydırıcı bir emsal teşkil edebilir.
Görüşmelerin sonunda yasa teklifleri karara bağlanırken, hafızalarda kalan en belirgin an, boş koltuklar adına gönderilen o kağıtlar ve kürsüden yankılanan “Ayıp ya” sesi oldu. Meclis’in saygınlığını korumak adına gösterilen bu refleks, kamuoyu tarafından da dikkatle not edildi.

